Blog Arşivi

10 Mayıs 2021 Pazartesi

Annelik Makamına..🧚‍♀️

Bu sabah kızım dedi ki " Annecim bugün sosyal medyada seninle bir fotoğrafımı paylaşıp, güzel bir şeyler yazmayı çok istedim. Her zaman paylaşıyorum aslında ama sanki bugün bir başka.. Annesini kaybetmiş arkadaşlarım var .Hele şu salgında annesini ,evladını kaybeden ne çok insan oldu. Paylaşırsam kendimi çok kötü hissedeceğim. Sakın bana kızma ya da üzülme olur mu ? " 

Nasıl kızarım ,nasıl üzülürüm ,sadece gurur duydum onunla.. Gencecik yaşta annesini kaybetmiş biriyim ben ,nasıl anlamam bunu.. İnsan kaç yaşına gelmiş olursa olsun annesi, babası ,hele ki evladını kaybetmiş yürekler eksiktir. Kaç renk kalemle boyarsanız boyayın o kare dolmaz, o resim tamam olmaz bir daha...Ebediyete göç eden tüm anne ve evlatların mekanı cennet olsun..

Öğle saatlerinde annesini erken yaşta ve çok yeni kaybetmiş bir arkadaşı arayıp, benim anneler günümü kutlamış. Kucak dolusu teşekkür edip ,onun gibi güzel bir evladı dünyaya getiren melek annesinin gününü kutladı kızım da.. Sarılıp, ağlaştık öylece..


Kızım daha  5-6 yaşlarındaydı sanırım. ( Anneannesini görmek ,tanımak kısmet olmadı ona..) Hayatın çalkantılı dönemlerinden birisiydi belli ki. Canımı çok yakan bir olay ve içimi acıtan bir söz çarptı gönül haneme . Zihnim ve bedenim aynı anda sendeliyorken ; işyerimde mutfağa doğru atmaya çalışıyorum ki kendimi ,ulu orta gözyaşlarımı görmesin meydan. Bir an durdum ve sırtımı o duvara dayadım güç almak ister gibi. Ve duvarın soğuk yüzü beni kendinden iterken  fark ettim ki ; yıllar önce anneciğimin beni uyarıp, üzülürsün diyerek anlatmaya çalıştığı tam olarak da işte bu. 

Of bunu fark etmenin şiddetiyse olaydan çok beter !Kulağıma çalınan çanların sesi hala kulaklarımda. Söğüt dalı misali sallanıp duruyorken o sıra ,tek bir cümle döküldü titreyen dudaklarımdan..

 " Kızım.. Ben de kızıma bir sürü nasihat verip, kendimce doğruyu anlatmaya çalışacağım. Ve bir gün benim söylediklerimi kenara koyup, o da kendi bildiği yolda yürümeyi tercih edecek. Onun da  böyle taşlar çıkacak mı yoluna ,çok canı yanar mı? Ne olur Allah'ım ne olur onun canı böyle yanmasın.."

Ben o gün anne oldum sevgili okur, annelik ne demek en çok o gün anladım. 

Hayat öyle güzel bir tiyatro sahnesi ki bilene , rolünün başladığı yerde giriyor bittiğinde de çıkıveriyorsun sahneden.  Ve bu sahnede  annelik makamına erip ,evladınla büyümek nasip ettiyse rabbim , aslında çocuk ruhunla beraber yürüyorsun o yolda. Anneliğin ilk anından itibaren  iyisiyle kötüsüyle ,acısıyla tatlısıyla çocuğunu büyütürken yanında yürüyor senin de çocukluk, o gençlik ruhun..

Kaç yaşındaysa evladın ,senin de o yaşın gölge gibi peşinde. Bugün bir anne olup güldüğün, oynadığın, kızdığın ağladığın o güne ;  sonra çocuk ruhunla bakıp annenin neler yaptığı ve senin neler düşündüğün bir bir diziliveriyor gözlerinin önüne.. Onun ilk aşkına tanıklık ederken , kendi ilk aşkına uçuveriyor zihnin usulca.. Senin bastığın yanlış taşa bastıysa çırpınıyorsun dur yapma diye, sonra dönüp "sen anneni duydun mu?" diye fısıldıyor iç sesin. Hayallerine ortak olup ,yaptığı rengarenk uçurtmaların ipini tutmak istiyorsun onunla. Ve sonra o yıllarına bakıp "kaç hayalim gerçek oldu ki?" deyip yutkunuyorsun belki sessizce. Ama yükselen bir uçurtmana denk geldiyse hayaller , eh o zaman değmeyesin keyfime..

Anne olan, olamayan ama anne ruhu ve sevgisiyle her canlıyı gönülden sarmalayan herkesin, her günü kutlu ve mutlu olsun..

Bu gece ne yazdım, ne anlattım ben bilmem, öylesine dökülüverdi dilimden. Sürçu lisan ettiysem affola..

Araya çiçekler serpiştirdim ki; tam yazıyı kasvetli belki hüzünlü bulduğunuz an aydınlatsın sizi, çiçek açsın ruhunuz diye🤗

Bu nerden girip ,nerden çıktığım belli olmayan satırlarıma gözü takılan ,okuma nezaketini gösteren herkese sevgi dolu ,muhteşem bir hafta diliyorum..

Sevgilerimle..

7 Mayıs 2021 Cuma

BİR YILDA HAYATIMDA NELER DEĞİŞTİ? & MİM

Uzun zamandır yazmadığım Mim yazısı ile karşınızdayım efenim:)

Sevgili Deep sayesinde kendisi ile tanıştığım sevgili Berra , pek güzel zamana uygun bir mim düşünmüş.  Ben de birkaç satır karalayayım dedim..
Umarım severek okursunuz :)


1-Geçen sene olmamı istediğim yerde miyim?

  Eveet! Evde ve kendimle baş başayım işte yahu daha ne olsun :) Hah ha hiç beklemediğiniz bir cevap değil mi? Şaka bir tarafa ; soruyu yazınca fark ettim ki o dönem ben beni görecek durumda değildim ki, bugün için bir yerlerde olmayı hayal edebileyim. 

Geçen yıl bu zamanlar kızımın üniversite sınav telaşı ..Stresi ..Ay salgında sınavlar olacak mı?  Nasıl olacak ? Aa ertelendi mi şimdi? Bir dakika online mı ? Kızım bi dur sakin bak dayın evlenmeye karar verdi .Ablayla kayınvalide arası ortaya karışık bir durum var ,sana dönüyorum hemen ..Aaa noluyo ya ...modunda ultra bir tempo içerisinde biri çalıyor, öbürü de oynuyordu bizim evde :) 

Ama bunlar dışında şu ne idüğü belirsiz virüs ve salgının ; örümcek ağı gibi her tarafımızı sarıp, bugün hala bizi ve hayatımızı bu derece esir almış olacağını hiç mi hiç düşünmemiştim. 

2-Son 1 yıl iyi mi geçti, kötü mü ?

Aslında geçen bir yıl mı ,onu bile bilmiyorum. Çünkü özellikle son günlerde sabrımın son damlası beni öyle zorluyor ki , şu 2021 yılının kalan kısmını paket yapıp gönderivereceğim vallahi. Yani bu yılın kalan kısmının nasıl geçeceğini düşünemeyecek derece de bunaltmış demek ki bu son bir yıl beni. Aslında iyi günlerde olduu, kötü günlerde tabii ,geçip giden her bir yılımız gibi. Getirdiği güzellikleri de görmezden gelirsem haksızlık etmiş olurum ama bu denli canımızı acıtmayaydı iyiydi .Ne diyelim bu yılların hayat sahnemizdeki rolü de buymuş demek. Salgınları ,toplu ölümleri, buhranları sadece kitaplardan okuyan değil ; tanıklık edip, ileri de " o yıllarda " diye başlayan cümleleri, iç çekip derinlere bakarak anlatmak düşecekmiş demek bizim de payımıza..

3-Hedeflerimi gerçekleştirebildim mi?

Ay bi dakika yaa şimdi bu soru da burda hiç olmadı ki . Yıllarca hedef baskısından gözü dönmüş, o kelimeyi  lügattan bile silme arzusu içindeki bir kadınceyize  de bu yapılmaz ki canım :) 

Pas geçebiliyo muyuz bu soruyu ? :):) 

Neyse Covid ile birebir tanışmadan ,bir sevdiğimi daha kaybetmeden ondan kurtulmak diyeyim de bari ,soruya da ayıp olmasın:) 

4- Neler öğrendim?

Nefesin, özgürlüğün değerini ..Yıllarca belki de otel gibi kullandığım, sadece ona karşı görevlerimi yerine getirdiğim evimin bana ne büyük ,ne güzel bir dünya olabildiğini.. Sevdiklerime dokunamadan, sarılamadan ,hissedemeden yaşamanın düşündüğümden çok daha zor olduğunu. Her anı planlı, bir şeyler için koşuşturmakla geçen hayat akışımda ne çok şey yapabiliyor, ne çok şeye yetebiliyorken; evlere kapandığımız aslında değerlendirebileceğim ne çok zamanım var iken, o günlerin yarısı kadar bile bir şey yapamadığımı. Yani benim ruhumun ,zamanında belki de çok şikayet ettiğim o yoğun tempoda yaşamayı sevdiğini ,öyle nefes aldığını.

5-Neler deneyimledim ?

Ev hanımı ve ev hanımı bir anne olabilmeyi :)  Kişilik envanteri danışmanlığı işim sayesinde Home ofis/online çalışmayı.. Çiçekle, böcekle, duvarlarla  konuşabilmeyi :) Hayatını planlarla geçirmiş ben , hiç plan yapmadan yaşayabilmeyi.. Evleri ,salonları eş dost ve akrabalarla doldurmadan ,bir avuç içi sevdiğinle , 1 saat içinde, nikahtan halayına kadar dolu dolu bir düğün organize edebilmeyi.. Çok sevdiğin bir aile büyüğünü bile veda törenine eşlik edemeden ebediyete uğurlarken ; babanın  kızıyla , annenin çocuklarıyla, kardeşlerin birbiri ile sarılamadan yaşamak zorunda kaldıkları ölüm acısını..

6-Kendimi daha yaşlı mı hissediyorum yoksa genç mi? 

Ne hikmetse, bu soruyu atlayıp 7 ye geçmişim iyi mi:) İlk okuyanlardan özür dilerim. Öyle içinde yaşlı maşlı geçince soruyu görmezden gelivermiş zihnim demek:) Bu sorunun cevabı da her telden çalıyor desem daha doğru galiba. Gencim geennç diyor, ruhumu yeşillendirmenin peşinde silkeleyip duruyorum kendimi, dünyayı yeniden yaratırım valla peheyyy.. Tam bunu demişken sonra bir anda aynanın karşısında, kemale ermiş yaşımla konuşurken buluveriyorum kendimi. 

7- Bir yıl sonra nerede olmayı umuyorum.

E tabii ki önce hayatta olmayı.. Artık bir üniversite öğrencisi olan kızımı masa başından kurtarmış, yeni hayatına gerçekten yani fiziken de emanet etmiş ve sağlıkla, huzurla onu ziyarete gitmişte ,onunla yeni hayatı hakkında sohbet edip, kahvemi yudumladığım bir yerlerde olmayı.. 

Ve nerelerde olursam da ; sağlıkla, huzurla ve sizlerle yine burda, keyifle doldurduğumuz konser salonları, sevdiklerimizle bir araya gelip dibine vurduğumuz sohbetleri konuşuyor olmayı umuyorum..

Sevgilerimle..

2 Mayıs 2021 Pazar

Radyo Voyage ile Mutlu Pazarlar🤗


İçime dönmek, ruhumu dinlendirmek, kalbimi iyileştirmek istediğimde müzik hep yanımda olmuştur benim. Çok severim Radyo Voyage dinlemeyi. İyileştirir, dinginleştirir ruhunuzu.


Uzun zamandır uzak kalmışım sanki ama dün gecemi yine onunla renklendirmek çok iyi geldi..


Dünyanın müziği bambaşka bir ritimde size eşlik ederken ; ekranınızı da açtığınızda Vietnam'dan Maldivler'e, Avustralya 'dan Tanzanya' ya pek çok özel ve bir o kadar da güzel fotoğraf ve manzarada gözünüzü, gönlünüzü şenlendirdiyor.


Evet bu fotoğraflarda o sırada kaydettiğim birkaç güzellik. Yoksa ben dünyanın dört bir yanını ve renklerini gezerek görebilen, böyle hoş fotoğrafları yakalayabilen biri olmadım hiç.
Gönül gözümle görebildiğim güzellikler ile renklendirdim hep o küçük dünyamı..

Çünkü biliyor ve inanıyorum ki o kapalı olursa, önünüze serilen koskocaman bir dünya çok ama çok küçük..O yüzden tüm kalbimle diliyorum ki ;


Açık olsun her daim gönül gözünüz🧚‍♀️
Ruhunuz şifa, gönlünüz huzur bulsun.. 🦋
Bugün ve her gün hayat yolunuz, yolu iyilik ve sevgiden geçen insanlarla dolsun❤️

Ve sizde güzel pazar gününüze eşlik etsin isterseniz @radyovoyage1074 da yanınızda olsun.🎶💃🎵

Mutlu pazarlar🤗🙋‍♀️

'Karanlık basacak diye gündüzü, şafak sökecek diye geceyi kaybediyorlar"

Seneca

29 Nisan 2021 Perşembe

Balkonumu renklendiren dostlarım 🤗

 

Biliyor musunuz ben onları kimsesiz çocuklara benzetiyorum bazen.Yuvalarından koparılmış, hepsi bir arada ama yapayalnız bekleşiyorlar çiçek pazarlarında.. Birileri gelip alsın ve yaşama tutunmaları için el uzatsın diye onlara.

Ve sonra bir çocuğa sahip çıkar gibi sahipleniyorsunuz onlardan bir kaçını.. 

Belki aslında ait oldukları doğanın koynuna değil ama en azından onun kokusunda minicik bir parçasına konduruyor ; kalan ömründe artık onlara kol kanat gerip, besleyecek, kendilerine ait bir avuç toprakla buluşturuyorsunuz sevgiyle. Küçücük bir çukur açıp, tam içine oturuyorsunuz ki köklerini; iki farklı toprak birbirine iyice sarılsın, kaynaşsın. Su ile, sevgi ile besliyorsunuz ki her gün ; kök salsın, tutunsun bir an önce yeni yuvasına, heyecanla güneşe bakan çiçekleri çoğalsın..
Unutsun sahipsiz günlerini, yeni dünyasında rengarenk, yepyeni umutlar yeşersin..


Ve en güzeli ne biliyor musunuz?
Artık ait oldukları yuvayı kabullenip, canlandıklarında sohbet edebiliyorsunuz onlarla gönlünüzce. Ne der diye düşünmeden, olduğunuz gibi, özgürce..
Tarafsız, sonsuz bir sabırla dinliyorlar sizi her gün, ta ki siz susana dek. Yargılamıyor, eleştirmiyor, yalnış anlamıyorlar ve ömürleri bitene dek terk etmiyorlar sizi.
Ve siz..
İyisiyle, kötüsüyle içinizi döküp, tüm söyleyecekleriniz bittiğinde ; buluvermiş oluyorsunuz sorularınızın cevaplarını, onların içtenliği , masumiyeti, renkli sessizliği içinde..
Bazen dudağınızın kenarında minik bir gülümseme ve  bazen de göz pınarınızdan süzülüveren iki damla yaş ile..

Çiçek açsın gönlünüz🤗🌼🌿🌺🍃🌸

Sevgilerimle.. 

27 Nisan 2021 Salı

Doğanın Dilinden🌿🌼🌾🐞🍃🍀🤗


Binaların arasına sıkışmış güzellikleri, çiçeği, böceği, yeşili dolaştım biraz bugün.


Onlarda bizim gibi nefesleri tümden kesilmesin diye, var olma savaşı vermekte kendilerince..
Ve bu kara günlerin içinde onları, umudu görebilen, hissedebilen yürekleri renklendirmekte..
Yaprak olup tutunun diye çiçeklerin dalına.. ..🍀🌼🍃
Tohum olun yeşermeye hep hazır.. 🌱🌾
Çiçek olup ğöğe uzanırken misler gibi  kokunuz , böcek olup dolaşın o çimlerin koynunda.. 🌸🐞🌻


Umudunuz sımsıkı sarmalasın, kurumaya yüz tutmuş bedenlerinizi..🤗☀️
Ruhunuz pes etmeden yeşersin, sanki sonbaharlar hiç yokmuş gibi.. 🍂🍁🌞


(Güzel fotoğraf çekmeyi de hiç beceremiyorum ama beni de böyle idare edin artık🤭🙃) 
Sevgiler🧚‍♀️
 

25 Nisan 2021 Pazar

Çiçero ve Sen Hiç Ateş Böceği Gördün mü?


Şöyle bir film seyretsem diye bakındığım zamanlarda ,kaç kez görmüş olsam da hiç dikkatimi çekmemişti bu film. Çok sevgili bir arkadaşımın önerisi ile izledim anlayacağınız ve ben beğendim, etkilendim de. İzlenmeli bence..

II. Dünya Savaşı sırasında Ankara 'daki İngiliz Büyükelçiliği'nde uşaklık yapan ve buradan elde ettiği gizli bilgi ve belgelerle Nazi Almanyası adına casusluk eden ,ÇİÇERO kod adlı Arnavut Elyasa Bazna'nın hayatını konu alıyor. Bu sebeple filmi anlatan birçok yerde kendisinden " II. Dünya Savaşı'nın kaderini değiştiren Türk " olarak bahsediliyor.
Erdal Beşikçioğlu , Burcu Biricik başrollerde yer alıyor ve gerek her ikisinin , gerek se de Tamer Levent (ki çok severim kendisini :)  )  başta olmak üzere genel anlamda oyunculukları gerçekten çok başarılı.. 
Savaş sırasında tarafsız kalmayı tercih eden Türkiye'ye Almanlar ve İngilizlerin baskıları dikkat çekici ..


Gerçek bir aşk,  gerçeğin içine çok güzel gizlenmiş yalanlar ,ihanetin içine gizlenmiş sadakat ve çok küçük bir ayrıntı gibi görünüp ne büyük bir yaraya parmak basılan Down sendromlu çocuklar ..
Beni etkisi altına alan birkaç yanı efenim..


Bir çoğunuz zaten duymuş ve belki izlemişsinizdir de bugünlerde. Yılmaz Erdoğan 'ın yazıp yönettiği bir tiyatro oyununun ,yine kendisi tarafından sinemaya uyarlanmış hali. 1948 yılında İstanbul'da üstün zekalı bir çocuk olarak dünyaya gelen Gülseren'in hayatından kesitler sunuyor. 
Valla sevdin mi derseniz evet derim.  Ama öyle çok fazla beklentiye girilecek bir yapım da değil sanki. Ben tiyatrosunu izlememiştim ama filmin başından itibaren tiyatro sahnelerinin birbiri ucuna eklendiği hissini verdi bana. Yani daha kalıcı olması ve istenildiği zaman izlenebilmesi açısından iyi olmuş mutlaka sinemaya taşınması ,herkesin emeğine sağlık. Ama bir sinema filmi tadı vermedi açıkçası bana . Yine de özetlemem gerekirse tam şöyle çay, kahve, çekirdek modunda ,ailece oturup 
izleyebileceğiniz ,biraz kafam dağılsın diyebileceğiniz türden .
Samimi, sıcacık, içten ve çok bizden ..Net ..Hüznü de ,sevgiyi de , kahkahayı da  pek bir ayarında hissedeceğiniz ve aynı zamanda ,içerdiği yıllar itibarıyle geçmiş yılların Türkiye'sine ait küçük lezzetler bulabileceğiniz bir yapım ve oyunculuklar gayet güzel. Özellikle Ecem Erkek bu role çok yakışmış ..

İzleyecek sevgili okurlara ,şimdiden iyi seyirler :)
İyi haftalar ,sevgiler :)
 

11 Nisan 2021 Pazar

Şerbetçiotu'nun Hikayesi🍃


Bu fotoğraflar geçen yaz, memleket ziyaretinden sevgili arkadaşlar.. O gün bugün birkaç satır karalayıp, paylaşmak istiyordum sizinle ama bugüne kısmetmiş demek🤗 

Umarım  birkaçınızın gözüne takılır ve tanıştırabilirim sizi Şerbetçiotu ile.. 

Şerbetçiotu nedir bilen, onunla tanışmış olan  var mı acaba aranızda? Vardır belki ama eminim pek çoğunuz da duymamış olabilirsiniz. Efendim Şerbetçiotu ,biranın mayası. Evet ya bira mayası. 

Bilecik ili, Pazaryeri ilçesi ki benim baba memleketimdir kendileri ve bildiğim kadarıyla ülkemizde Şerbetçiotu yetiştirilen tek yer. 

Ben sanırım 80 li yıllarda tanıştım kendisi ile.. Üretimin ilçemizde yeni başladığı ,ilçede hemen hemen her hanenin yeni bir üretim sahası merakı, büyük bir heves ve umutla üretimine başlayarak şerbetçiotunu hayatına kattığı o yıllar.. Çiftçi olan ,geçimini tarım üzerinden sağlayan yerleşik halk daha büyük boyutlu işin içindedir tabii ama özellikle o dönem ,şerbetçiotu üretmek için çiftçi olmanıza gerek yoktur. İki üç dönüm tarlası olan memur, işçi ,ticaret erbabı vs herkes ek kazanç kapısı olarak gördüğü şerbetçiotu üretimine el atmış hatta bunun için tarla alanlar bile çok olmuştur. 

Öyle her yıl yeniden ekilen, dikilen bir ürün değildir. Her yıl aynı kökten yetişir. Tarlaya şerbetçiotu ekmeye karar verildiğinde , sıralar oluşturulur ,şerbetçiotu kökleri her sıraya belli aralıklarla ekilir . Sonra her sıraya birkaç tane kocaman elektrik direkleri gibi direkler dikilir ,direkler arasında kalın teller gerilir ve her şerbetçiotu kökünün olduğu yerden yukarıya tellere bu kez de kalın  ipler gerilir. Şerbetçiotu baharda yeşermeye başladığında o gerilen ipe sarılır aynı sarmaşık misali ve sonra o yolunu bulup sarılaa sarıla direğin en üst tepesine kadar büyür. Bu arada yan dallarda uzamaya ve hemen yanındaki şerbetçiotunun dallarına değmeye ,ufak ufak onlarda birbirine ısınmaya başlamışlardır çoktan.

Ve sonra küçük kozalar belirir yaprakların arasında .Yavaaaşş yavaaşş öyle güzel büyürler ki hep birlikte. Tarladaki her sıranın arası yabani otlardan temizlenir belli aralıklarla ,kazılarak su yolları açılır ve tarlanın su kuyusundan uzanan kocaman su boruları ile her sıranın başından verirsiniz suyunu .Yavaş yavaş sıranın sonuna kadar ,o kazılan toprak suya kana kana gider öylece. Önce 3-5 sıra , daha sonra bir sonraki 3-5  sıra derken sulamanız bittiğinde o suyun serinliğini, suya doymuş toprağın huzurunu ve yaprakların arasından size gülümseyen güneşin sıcaklığını hissederek siz de o mutluluğu paylaşırsınız şerbetçiotları ile. Böyle yazdığıma bakmayınız efenim , o yıllarda hiç böyle düşündüğümü hatırlamıyorum mesela. Çünkü ben hiç bir zaman sevmedim bu tarla tokat işlerini. 🙈Öğretmen bir babanın ailesi olarak ,o zamanlar biz çok yabancıyız tabii bu tip işlere  ama her şey tarım işçileri ile olmuyor. Sevsen de sevmesen de ,iş başa düşünce öğreniyorsun ister istemez bir çok şeyi .Her işin bir zorluğu var elbet ama çok emek isteyen, alın terini her anında hissettiğiniz, hakkıyla yapanın eli öpülesi işler bunlar. Canım Atam boşuna "Köylü milletin efendisidir." dememiş anlayacağınız. Nadiren de olsa babam, rahmetli annem ve kardeşlerim ile o sulama günlerindeki tatlı telaşımızı; her birimiz bir sırasının başına geçip tarlayı acemice çapalarken ,kim sırasını daha önce bitirecek yarışlarımızı; günlerden  pazar ve maç günüyse ,sıraların arasına karışmış babacığımın küçük radyosundan yankılanan maç seslerini hiç unutmayacağım .Yine öğretmen olan rahmetli amcam, halamlar ve bizim ortak kullandığımız küçük kulübenin gölgesindeki öğle molalarımızı ; gün batarken maaile doluşup ,tır tır tır o garip motor sesi ile yollardaki taşın toprağın sarsıntısı arasında, her birimiz bir tarafa sallanıp dururken, günün tüm yorgunluğunu unuttuğumuz gülüş cümbüş sohbetlerimize tanıklık eden, gidiş ve dönüş yolculuğumuzun sevimli kahramanı minik traktörümüzü nasıl unutabilirim ki.. 🤗

Neyse ben daha fazla anılara girersem çıkamayız bu işin içinden .Velhasıl Eylül ayına kadar o kozalar iyice büyür ,olgunlaşır, sararır ve gelir artık  şerbetçiotunun toplanma zamanı . Sadece bu işin işçiliğini yapan da çoktur ,konu komşu birbirine işçi olarak destek olan da . Öyle bir iki kişiyle olacak şey değildir çünkü. Bir de herkesin ürününün olgunlaşıp, toplama gerektiren dönemi aynı zamana geldiği için yeterli sayıda insan bulmak ciddi bir sıkıntı. Bu işin işçi başı denen bir nevi şefleri vardır. Onlardan birine ek ödeme yapar ,işçi bulmasını istersin. Ya da tanıdığın bildiğin eş dost, konu komşuyu kapı kapı dolaşır, o gün kim müsait hangi haneden kaç kişi gelebilecek tespit edip ,gereken işçi sayısına ulaşmaya çalışırsın. Toplama gününde sabahın beş buçuk altısında kalkılır ve belli yerlerde toplanan işçiler traktörlere doluşur , hep birlikte tarla yoluna düşülür. Sabah erken başlanır ki , günün en sıcak saatine kadar işin çoğu bitirilebilsin.

Çil yavrusu gibi işçiler tarlaya yayılır ,her kökün en tepesinden tele bağlanan ip kesilir ve kozaları, yaprakları, dalları birbirine sarmaş dolaş yere yığılan her kökün başına bir kişi oturup başlar kozaları tek tek koparıp ,çuvalında biriktirmeye..


Gün bittiğinde herkes içi kozalarla dolu çuvallarını kapıp, kantar sırasına geçer . Her yıl kilosu kaç tl den toplanacağı sezon başında belirlenmiştir. Kim kaç kilo toplamışsa yazılır defterlere ki, tüm tarlanın işi bittiğinde herkese hak ettiği ücret ödenebilsin. Kantarın başında babam ve erkek kardeşim ,defter tutmada ben ya da kız kardeşim , anneciğim de dönüş için hazırlık ,toparlanma telaşına geçmiştir o sıra.. 

Kozaların arasındaki sarımtrak tozların (ki o tozlar bira mayasının özüdür işte) havaya yaydığı mayhoş koku, o toz ve yaprakların kınayı andıran reçinesiyle kararan parmaklar ,her ne kadar uzun kollu kıyafetler giyilse de dalların ısırganı andıran yanık tadıyla çalınan el, yüz ve kollar ile istediği kadar kiloyu topladıysa keyifli ,toplayamadıysa hüzünlü yüzlerle doluştukları traktörlerde evin yolunu tutmaktadır artık ot işçileri..

İşçilerin çuvalları tartıldıktan sonra hararlara (büyük çuval) aktarılır ve her gün toplanan şerbetçiotları ile dolu hararlar traktörlere yüklenerek ,işlenmek üzere fabrikaya teslim edilir .O yıllarda tercihe göre ilçedeki Anadolu Efes 'in fabrikası ile Kooperatif alırdı ürünleri, hala öyledir her halde. Aynı her işçinin tarla sahibine teslim ettiği gibi, her tarla sahibi de tüm tarlasından fabrikaya teslim ettiği toplam şerbetçiotunun ücretini sezon sonunda fabrikadan alır. 

İşte artık akla karanın belli olma zamanı gelmiştir. Ürünü ne kadar iri yarı ,kilo tutan cinsten ve o yıl tarladan çıkan toplam şerbetçiotu ne kadar çok ise güler yüzler ve ne kadar ürün zayıf, dolayısıyla toplam hasılat o yıl beklenenden  az ise o derece hüzünlenme sırası tarla sahibindedir şimdi..

Hesaplar ,kitaplar yapılır. Borçlar ödenir ,gelecek yılın giderleri için bedeller ayrılır ve kalabildiyse üç beş kuruş eline ,sezonun bitiş keyfi şerefine , okullar da açılmadan küçücük bir tatil zamanı gelmiştir şimdi. Yani benim en sevdiğim  Manisa ,İzmir seyahatleri ,Kemer altı Çarşısı'nı alt üst edip yapılan heyecanlı alışverişler ve biraz da deniz kokusu alma zamanı ..

İşte size o yılların anıları ,memleketimin kokusu , az da olsa toprağın kokusunu duymuş, şalvarı ve yazmasıyla tarla, tokat diyarlarından koşup gelen çocuk gençliğimden ,dilim döndüğünce 

Şerbetçiotu 'nun hikayesi..  🍃

Sevgilerimle..